Blog

Şekerden 50 Kat Tatlı, Potasyuma Acımasız: Meyan Kökü Bir Kalbi Nasıl Durdurur?

Klinik Derleme · Fitoterapi & Güvenlilik

Masum bir şerbet, nostaljik bir şekerleme, “doğal” bir kabızlık çayı. Hepsinin ortak bir molekülü var ve bu molekül böbreğinize yanlış bir hormon sinyali gönderiyor.

100 mgAB Gıda Bilim Komitesi’nin glisirizik asit için önerdiği günlük üst sınır
50 gİki hafta boyunca günlük alındığında tansiyonu anlamlı yükselten meyan şekerlemesi miktarı
18 çalışmaKronik meyan tüketimini hipertansiyon ve hipokalemiyle ilişkilendiren meta-analiz

2020 sonbaharında New England Journal of Medicine, Massachusetts General Hospital’ın ünlü vaka kayıtları arasında okurları durduran bir olgu yayımladı. Elli dört yaşında bir inşaat işçisi, öğle yemeği yerken bir fast-food restoranında yığılıp kalıyor. Ventriküler fibrilasyon. Koroner anjiyografide kayda değer bir darlık yok. Ekip, vakayı adım adım bir dedektif gibi çözüyor ve sonunda nedeni buluyor. Suçlu bir ilaç, bir uyuşturucu ya da nadir bir genetik sendrom değil. Hasta birkaç hafta önce meyveli şekerlemeleri bırakıp siyah meyan şekerlemesine geçmiş ve günde yaklaşık bir buçuk paket tüketmeye başlamış. Hastanın hayatı kurtarılamadı.[1]

Bu olgu tek başına bir merak konusu olarak kalmıyor. Meyan, Anadolu’nun en tanıdık şifalı bitkilerinden biri. Güneydoğu’da Ramazan sofralarının vazgeçilmez şerbeti, Adana’da yaz sıcağının “aşlaması”, aktarlarda kabızlık, mide ve öksürük karışımlarının sabit bileşeni. Eczane tezgâhında “Hocam, bu doğal, zararı yok değil mi?” sorusuyla en sık karşılaştığımız bitkilerden biri de yine meyan. Bu yazıda, o NEJM vakasının arkasındaki farmakolojiyi, dozun nerede tehlikeye dönüştüğünü ve sahada kimi, nasıl korumamız gerektiğini kaynaklarıyla birlikte ele alıyoruz.

Meyan, bir bitkinin “doğal” olmasının onu güvenli yapmadığını, farmakolojinin her zaman dozla konuştuğunu gösteren en zarif örneklerden biri.
01Şekerden 50 kat tatlı bir kök: Meyanın iki yüzüGlycyrrhiza glabra’yı bu kadar değerli ve bu kadar riskli kılan nedir?

Glycyrrhiza glabra L. (Fabaceae), Akdeniz’den Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yetişir. Anadolu, özellikle Fırat ve Dicle havzaları, bitkinin doğal yayılış alanları arasındadır. Türkiye, Yunanistan ve Asya ülkeleri ticari meyan kökünün başlıca kaynaklarıdır.[12] Bitkinin ilaç olarak kullanılan kısmı, kurutulmuş kök ve stolonlarıdır.

Kökün imza molekülü, triterpenoid bir saponin olan glisirizindir (glisirizik asit). Glisirizin sakarozdan yaklaşık 30–50 kat daha tatlıdır.[1] Bu yüzden yalnızca şekerlemelerde değil; bitki çaylarında, pastillerde, sakızlarda, bazı içeceklerde ve tütün ürünlerinde de aroma ve tatlandırıcı olarak kullanılır.[10][11]

Geleneksel kullanımın bilimsel çerçevesi

Avrupa İlaç Ajansı’nın bitkisel ürünler komitesi (EMA/HMPC), meyan kökünü iki geleneksel endikasyonda tanır: mide yanması ve dispepsi gibi sindirim yakınmalarının hafifletilmesi ve soğuk algınlığına eşlik eden öksürükte ekspektoran olarak kullanım. Aynı monografi, tıbbi gözetim olmadan 4 haftadan uzun kullanılmamasını şart koşar.[13] Yani meyan, bilimsel literatürde yeri olan, saygın bir bitkidir. Ancak bu saygınlık, bir dozdan sonra ciddi bir farmakolojik etkiye dönüşen bir molekül taşıdığı gerçeğini değiştirmez.

Bilmekte fayda varGlisirizini uzaklaştırılmış meyan ekstreleri DGL (deglycyrrhizinated licorice) adıyla piyasadadır. Mineralokortikoid yan etki tam olarak glisirizinden kaynaklandığı için, dispepsi amaçlı kullanımda risk profili belirgin biçimde farklıdır.[12]
02Moleküler bir kılık değiştirme: Kortizol nasıl aldosterona dönüşür?11β-HSD2 enzimi, böbreğin sessiz bekçisi ve glisirizinin onu nasıl devre dışı bıraktığı

Meyanın tansiyon yükselttiği 1950’lerden beri biliniyordu. Ancak mekanizma uzun süre yanlış anlaşıldı. Etkinin, glisirizinin doğrudan aldosteron gibi davranmasından kaynaklandığı düşünülüyordu. Bir ayrıntı bu açıklamaya uymuyordu: ağır adrenal yetmezliği olan, yani kortizolü olmayan hastalarda meyan bu etkiyi göstermiyordu.

Bulmacayı 1987’de Lancet’te yayımlanan bir çalışma çözdü. Stewart ve arkadaşları, meyan verilen yedi sağlıklı gönüllüde sodyum tutulumunun kortizol metabolizmasındaki belirgin bir değişiklikle birlikte geldiğini gösterdi. Glisirizin, 11β-hidroksisteroid dehidrogenaz (bugünkü adıyla 11β-HSD2) enzimini inhibe ediyordu. Bu tablo, aynı enzimin doğuştan eksik olduğu “görünür mineralokortikoid fazlalığı” sendromunun neredeyse birebir kopyasıydı.[2]

Bekçi enzim neden bu kadar önemli?

Böbrekteki mineralokortikoid reseptörü (MR), seçici bir reseptör değildir. Kortizola da aldosterona da benzer bir afiniteyle bağlanır. Üstelik kortizol, kanda aldosterondan yüzlerce kat daha yüksek konsantrasyonda dolaşır. Reseptörü yalnızca aldosterona açık tutan şey, distal tübül hücrelerindeki 11β-HSD2 enzimidir. Bu enzim içeri giren kortizolu, reseptöre bağlanamayan kortizona çevirir. Glisirizin bu bekçiyi susturduğunda, kortizol MR’yi serbestçe işgal eder.

GlisirizinAğızdan alınır, bağırsak bakterileri tarafından aktif metabolit glisiretinik aside dönüştürülür.
Enzim blokajıGlisiretinik asit, böbrekteki 11β-HSD2’yi inhibe eder.
Kortizol birikirKortizon dönüşümü durur, hücre içi kortizol yükselir.
Yanlış sinyalKortizol mineralokortikoid reseptörünü aktive eder.
Klinik tabloNa⁺ ve su tutulumu, K⁺ kaybı, hipertansiyon, metabolik alkaloz.

Ortaya çıkan tabloya psödohiperaldosteronizm denir. Klinik olarak primer aldosteronizme benzer, ama laboratuvarda bir farkla ayrılır: hem renin hem aldosteron baskılanmıştır. Vücut aslında hormon fazlalığı yaşamaz. Mineralokortikoid reseptörü, kortizolu aldosteron sandığı için “fazlalık varmış gibi” davranır.[2][14]

03“Biraz” ne kadar? Dozun tehlikeye dönüştüğü eşikİzlanda deneylerinden meta-analize, AB ve DSÖ sınırlarına kadar sayılarla meyan

Meyanın riskli olduğunu söylemek kolay. Klinik açıdan asıl önemli soru şu: Hangi dozda? Bu soruya en net yanıtı, İzlanda ve İsveç’teki kontrollü müdahale çalışmaları verdi.

  • 1995, normotansif gönüllüler: Günde 100 g meyan şekerlemesi sistolik kan basıncını ortalama 6,5 mmHg artırdı ve plazma potasyumunu 0,24 mmol/L düşürdü. Bazı bireylerde sistolik artış 19 mmHg’ye ulaştı. Günde 50 g tüketen kadın alt grubunda da sistolik basınç 5,6 mmHg, diyastolik basınç 3,4 mmHg yükseldi.[3]
  • 2001, doz-yanıt çalışması: Günde 50–200 g meyan (75–540 mg glisiretinik asit), 2–4 hafta boyunca verildi. Sistolik basınçta 3,1 ile 14,4 mmHg arasında artış görüldü ve ilişki doğrusaldı. Araştırmacılara göre günde yalnızca 50 g meyan bile iki haftada anlamlı bir tansiyon yükselmesine yetiyordu. Ayrıca özel bir “duyarlı grup” yoktu: bireysel yanıtlar normal dağılım gösteriyordu.[4]
  • 2017, meta-analiz: Günde en az 100 mg glisirizik asit içeren ürünlerin kullanıldığı 18 çalışma (n=337) havuzlandı. Kronik meyan tüketimi kan basıncında artış ve plazma potasyumunda düşüşle ilişkili bulundu. Günlük doz ile sistolik ve diyastolik basınç arasında güçlü bir korelasyon vardı. Yazarlar, etkinin mütevazı dozlarda bile ortaya çıktığı sonucuna vardı.[5]

Otoritelerin çizdiği sınırlar

Avrupa Komisyonu Gıda Bilim Komitesi (SCF), 2003 tarihli görüşünde düzenli alımda günlük 100 mg glisirizik asidin nüfusun çoğunluğu için yeterli koruma sağladığını, bu düzeyin üzerinde hipertansiyon gelişebileceğini bildirdi. Komite, bu sınırın yeterli korumayı sağlamayabileceği alt gruplar bulunduğunu da ayrıca vurguladı.[9][10] DSÖ/FAO Ortak Gıda Katkı Maddeleri Uzman Komitesi (JECFA) de günlük yaklaşık 100 mg’ın (≈2 mg/kg) yetişkinlerin çoğunda advers etkiye yol açmayacağını, ancak yüksek duyarlı kişilerde daha düşük dozlarda da fizyolojik etkiler görülebileceğini belirtti.[11]

Tezgâh hesabıJECFA verilerine göre meyan içeren bitki çaylarında ortalama glisirizik asit içeriği litrede yaklaşık 126 mgdır.[11] Bu, sıcak bir yaz gününde içilen bir litre çayın tek başına AB üst sınırını aşabileceği anlamına gelir. Ev yapımı meyan şerbetinin glisirizin içeriği ise kökün kalitesine, bekletme süresine ve konsantrasyonuna göre büyük farklar gösterir ve hiçbir etikette yazmaz. Tüketici, ne kadar aldığını bilmeden sınırı aşabilir.

Avrupa Birliği, bu riski etiket düzenlemesine de yansıttı. Kilogramda 100 mg veya litrede 10 mg ve üzeri glisirizik asit içeren şekerleme ve içeceklerin etiketinde “meyan içerir” ibaresi zorunludur. Çok daha yüksek konsantrasyonlarda ise hipertansiyonu olanların aşırı tüketimden kaçınması gerektiği uyarısı eklenmelidir.[10]

ABD tarafıFDA, her yıl Cadılar Bayramı öncesinde tekrarladığı tüketici uyarısında, 40 yaş üstü kişilerde iki hafta boyunca günde yaklaşık 2 ons (≈57 g) siyah meyan yemenin aritmiye ve hastaneye yatışa yol açabileceğini bildiriyor.[12]
04Hipokalemiden ventriküler fibrilasyona: Kalbe giden yolNEJM vakası bize klinik muhakeme hakkında ne öğretiyor?

Psödohiperaldosteronizmin en sinsi bileşeni hipertansiyon değil, hipokalemidir. Potasyum düştükçe miyokardiyal repolarizasyon uzar. EKG’de T dalgası düzleşir, U dalgaları belirginleşir ve QT (daha doğrusu QU) aralığı uzar. Bu zemin, torsades de pointes ve ventriküler fibrilasyon gibi ölümcül ritimlere kapı aralar. Hipokalemi aynı zamanda iskelet kasını da etkiler. Literatürde meyana bağlı ağır kas güçsüzlüğü, rabdomiyoliz ve hatta tetraparezi olguları bildirilmiştir.

Vakanın dersi

Massachusetts General Hospital ekibi, vakayı tartışırken hastanın beslenmesinin kötü olduğunu ve çok şeker tükettiğini not etmişti. Ekip, akla gelmesi zor bir soruyu sordu: Hastalık şeker tüketimiyle ilgili olabilir miydi? Sonuçta tablo; hipertansiyon, hipokalemi, metabolik alkaloz, böbrek fonksiyon bozukluğu ve ölümcül aritmiyle, glisirizinin literatürde tanımlanan toksik etkilerinin neredeyse tamamını içeriyordu. Kesin tanı, meyan tüketimine bağlı görünür mineralokortikoid fazlalığının metabolik, renal, vasküler ve kardiyak toksik etkileri olarak konuldu.[1]

Klinik çıkarımAçıklanamayan hipokalemi ya da yeni başlayan veya dirençli hipertansiyonla gelen her hastada, beslenme öyküsü “Meyan, meyan şerbeti, bitki çayı, pastil ya da sakız kullanıyor musunuz?” sorusu sorulmadan eksik kalır. NEJM vakasında belirleyici bulgu, hastanın şekerleme tercihindeki birkaç haftalık bir değişiklikti.
05Uzak bir hikâye değil: Türkiye’den olgularTürk Kardiyoloji Derneği Arşivi’nde yayımlanmış iki öğretici vaka

“Bu Amerikalıların siyah şekerleme meselesi” diye düşünmek kolay. Türk kardiyoloji literatürü bunun tersini söylüyor.

Olgu 1: Kabızlık için içilen çay ve torsades de pointes

2013’te yayımlanan bir olguda, hasta kabızlık için acil servise başvurusundan önceki iki gün boyunca günde 5–6 bardak meyan kökü çayı içmişti. Hastada polimorfik ventriküler taşikardi (torsades de pointes) gelişti. Yazarlar, kardiyak aritmiyle hastaneye yatırılan tüm hastalarda meyan kökü tüketiminin sorgulanması gerektiğini vurguladı.[6]

Farmakolojik ironiHasta meyanı kabızlık için kullanıyordu. Aynı amaçla uyarıcı laksatifler de kullanılırsa, bunların da potasyum kaybettirdiği unutulmamalıdır. EMA, meyanın uyarıcı laksatiflerle birlikte kullanılmamasını özellikle belirtir.[13] Aktarlarda satılan “bağırsak çayı” karışımlarında meyan ile sinameki gibi antrakinon içeren bitkilerin bir arada bulunması nadir değildir.

Olgu 2: Meyan şerbeti ve atriyal fibrilasyon

2016’da bildirilen olguda, önceden kardiyovasküler hastalığı olmayan 57 yaşında bir erkek çarpıntı şikâyetiyle acile başvurdu. EKG’de atriyal fibrilasyon saptandı. Serum potasyumu 2,0 mmol/L idi ve hem plazma renin aktivitesi hem aldosteron düzeyi baskılanmıştı. Bu, psödohiperaldosteronizmin ders kitabı tablosuydu. Olgu, literatürde meyan kökü şerbetine bağlı ilk atriyal fibrilasyon vakası olarak sunuldu.[7]

İki olgunun ortak mesajı açık: Türkiye’de meyan riski şekerlemeden çok çay ve şerbet üzerinden gelir. Bu ürünler “gıda” algısıyla tüketildiği için hekime ya da eczacıya genellikle kendiliğinden söylenmez.

06Tehlikeli ortaklıklar: Meyanın ilaç etkileşimleriHangi reçetede meyan, sessiz bir çarpan etkisi yaratır?

Meyanın etkileşimlerinin çoğu, farmakokinetik bir enzim indüksiyonundan değil, doğrudan farmakodinamik bir ortak noktadan kaynaklanır: potasyum kaybı ve sıvı tutulumu. EMA monografisi, meyanın elektrolit dengesini bozabilecek ilaçlarla birlikte kullanılmamasını önerir.[13]

İlaç grubu Ne olur? Klinik önem
Tiyazid ve kıvrım diüretikleri
(hidroklorotiyazid, indapamid, furosemid)
Potasyum kaybı katlanır, hipokalemi derinleşir. Yüksek. Hipertansif hastada çifte risk oluşur.
Kardiyak glikozitler
(digoksin)
Hipokalemi digoksin toksisitesine zemin hazırlar. Yüksek. Aritmi riski artar.
Kortikosteroidler Mineralokortikoid etki ve potasyum kaybı artar. Orta–yüksek. Özellikle uzun süreli kullanımda önemlidir.
Uyarıcı laksatifler
(sinameki, bisakodil)
Bağırsaktan ek potasyum kaybı olur. Orta–yüksek. “Kabızlık çayı” kombinasyonlarına dikkat edilmelidir.
QT uzatan ilaçlar
(bazı antiaritmikler, makrolidler, antipsikotikler)
Hipokalemi, QT uzamasını ve torsades riskini artırır. Yüksek. Altta yatan aritmi riski olan hastada özellikle önemlidir.
Antihipertansifler Sodyum ve su tutulumu tedavi etkisini zayıflatır. Orta. “Dirençli hipertansiyon” sanılabilir.
Gözden kaçan senaryoHidroklorotiyazid kullanan 60 yaşında bir hipertansif hasta, Ramazan boyunca her iftarda büyük bir sürahi meyan şerbeti içiyor. Tansiyonu “ilaca rağmen” yükseliyor, hekim dozu artırıyor, potasyum daha da düşüyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu çoğu zaman yeni bir ilaç değil, doğru sorulmuş tek bir sorudur.
07Kimler hiç başlamamalı? Risk grupları ve gebelikKontrendikasyonlar ve Finlandiya’dan gelen dikkat çekici gebelik verisi

EMA monografisine göre meyan kökü preparatları şu durumlarda kontrendikedir: hipertansiyon, böbrek hastalıkları, karaciğer veya kardiyovasküler hastalıklar ve hipokalemi. Gebelikte kullanımı önerilmez.[13] Pratikte risk grubunu şöyle genişletebiliriz:

  • Hipertansiyonu olan veya antihipertansif kullanan herkes
  • Kalp yetmezliği, aritmi öyküsü veya QT uzaması olanlar
  • Kronik böbrek hastalığı ve ödem eğilimi olanlar
  • Diüretik, digoksin, kortikosteroid veya uyarıcı laksatif kullananlar
  • 40 yaş üstü düzenli tüketiciler. FDA uyarısı özellikle bu yaş grubunu hedefler.[12]
  • Gebeler ve gebelik planlayanlar

Gebelik: Plasentanın da bir bekçisi var

11β-HSD2 enzimi yalnızca böbrekte değil, plasentada da bulunur. Burada fetüsü annenin yüksek kortizolüne karşı korur. Bu bariyerin zayıflamasının fetüs gelişimini etkileyebileceği düşünülmektedir.

2017’de American Journal of Epidemiology’de yayımlanan Finlandiya kohortunda, yaklaşık 13 yaşındaki 378 çocuk izlendi. Gebelikte haftada 500 mg ve üzeri glisirizin (ortalama ≈250 g meyan) tüketen annelerin çocukları, düşük tüketim grubuyla karşılaştırıldığında bilişsel testlerde daha düşük performans gösterdi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite tipi sorunlar daha sık görüldü ve kızlarda puberte daha erken başladı.[8]

Kanıtı doğru okumakBu bir gözlemsel çalışmadır. Meyan tüketimi geriye dönük olarak sorgulanmıştır ve nedensellik kanıtlanmamıştır. Ancak biyolojik mekanizmanın makul olması ve düzenleyici kurumların gebelikte kullanımı zaten önermemesi, pratikteki mesajı netleştirir: Gebelikte meyan ürünlerinden kaçınılmalıdır.
08Hekimin dedektif listesi: Meyan toksisitesini tanımakLaboratuvar ipuçları, gizli kaynaklar ve iyileşme süreci

Şüphelendirmesi gereken tablo

  • Yeni başlayan, kötüleşen veya “nedeni açıklanamayan” dirençli hipertansiyon
  • Hipokalemi ve metabolik alkaloz. Diüretik kullanılmıyorsa özellikle anlamlıdır.
  • Düşük renin ve düşük aldosteron birlikteliği. Primer aldosteronizmden ayırt ettiren temel bulgu budur.
  • Kas güçsüzlüğü, kramplar, çarpıntı veya ödem
  • Gerekirse idrarda kortizol/kortizon oranında artış. Bu bulgu 11β-HSD2 inhibisyonunu yansıtır.[2][3]

Gizli kaynaklar

Hastalar meyanı nadiren “ilaç” olarak düşünür. Bu yüzden sorulması gereken ürünler şunlardır: meyan şerbeti, karışık bitki çayları (mide, kabızlık, zayıflama, öksürük), boğaz pastilleri, meyan aromalı sakızlar ve bazı çiğneme tütünleri.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir